Adolf Hitler (1889-1945) 20 Nisan 1889 yılında Branau kasabasında doÄŸdu. İlk tahsilini doÄŸduÄŸu kasabada gördü. Orta tahsilini Viyana civarındaki Lintz ÅŸehrinin Realschule’sinde yaptı. On üç yaşında, ilk önceleri çok iyi bir memur olan, sonra memurluktan emekli olan ve çiftçilik yapan babasını, on altı yaşında her zaman ona destek veren annesini amansız bir hastalık yüzünden kaybetti. Hayatın bu acı darbeleri ve ailesinden ona kalan ihtiyacını karşılamayan yetim maaşı ona çabuk karar verm …
Adolf Hitler
Â
Adolf Hitler ( 1889-1889 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1945) 1933′ten itibaren
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Almanya’nın baÅŸbakanı ve 1934′ten ölümüne dek Almanya Orta Avrupa’da Kuzey Denizi ile Alpler arasında uzanan bir devlet. DoÄŸusunda Çekoslovakya ve Polonya; güneyinde Avusturya, İsviçre; batısında Fransa, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg; kuzeyinde Danimarka ve Kuzey Denizi yer alır. Almanya, birisi Baltık Denizinde, diÄŸeri Kuzey Denizinde iki adaya sahiptir. Baltık Denizindeki Fehmarn Adası 185 km2, kuzeyinde bulunan Sylt Adası ise 99 kilometrekaredir.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Führer (lider). Hitler aynı zamanda Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi (Führer Nasyonel Sosyalist İşçi Partisi lideri Adolf Hitler in “lider” anlamına gelen lakabıdır. Biraz daha geniÅŸletilirse Almancada “yolgösterici” anlamına gelir.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.NSDAP) yaygın bilinen adı ile Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei (Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi), 1933 ile 1945 yılları arasında Almanya ‘da hüküm süren parti.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Nazi Partisininde lideridir.
Adolf Hitler Nazi, Adolf Hitler’in kurduÄŸu Nasyonal Sosyalist Parti’ye halk tarafından verilen isim. Nazi kelimesi,köken olarak National ve Socialism kelimelerinden meydana gelmekteydi.( Almanca: Nationalsozialismus ) ‘Nazi’ kelimesi, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisinin ideolojisini benimseyen kiÅŸi yada kurumlara verilen genel adı temsil eder. Nazi Partisinin Almanca adı, NSDAP’ Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei’dı.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.20 Nisan 20 Nisan Gregorian Takvimine göre yılın 110. günüdür. Sonraki sene için 255 gün var (Artık yıllarda 256)
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1889 tarihinde 1889 yılı olayları, ölümler, doÄŸumlar ve diÄŸer önemli geliÅŸmeler
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Avusturya’nın Avusturya Cumhuriyeti ya da kısaca Avusturya, Orta Avrupa’da denize kıyısı olmayan, dokuz eyaletten oluÅŸan bir federasyondur. Batıda Liechtenstein ve İsviçre, güneyde İtalya ve Slovenya, doÄŸuda Macaristan ve Slovakya, kuzeyde ise Almanya ve Çek Cumhuriyeti ile komÅŸudur.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Braunau kasabasında doÄŸdu. İlk tahsilini doÄŸduÄŸu kasabada gördü. Orta tahsilini Braunau am Inn, Yukarı Avusturya’da, Almanya sınırına yakın bir kasabadır. Adolf Hitler’in doÄŸum yeri olarak tanınmıştır.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Viyana civarındaki Viyana Avusturya’nın baÅŸkenti ve ülkeyi meydana getiren dokuz federal eyaletten biri. Avusturya’nın kuzeydoÄŸusunda, Tuna Nehri kıyısında yer alır. Nüfûsu bir buçuk milyon (metropoliten alanınki ise iki milyon) civarındadır. Yüzölçümü 415 km2, metropoliten alanınki ise 3862 km2dir. Viyana’da tipik bir kara iklimi hüküm sürer. Ortalama sıcaklık ocakta 0°C, temmuzda ise 20°C’dir.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Lintz ÅŸehrinin Realschule’sinde yaptı. On üç yaşında, ilk önceleri çok iyi bir memur olan, sonra memurluktan emekli olan ve çiftçilik yapan babasını, on altı yaşında her zaman ona destek veren annesini amansız bir hastalık yüzünden kaybetti. Hayatın bu acı darbeleri ve ailesinden ona kalan ihtiyacını karşılamayan yetim maaşı ona çabuk karar vermeyi öğretti.
Orta öğrenimini bitirince çok iyi çizim ve resim yaptığı için Viyana Güzel Sanatlar Akademisine gitmeye karar verdi kendisine olan güveni ona her ÅŸeyi hiç düşünmeden yaptırıyordu. Akademiden kendisinin yeterli olmadığını öğrenince yıkılmıştı. Yapayalnız ve iç güveniyle geldiÄŸi Viyana’da ne yapacağını bilmiyordu. O yıllarda hem amele olarak çalışıyor hem de mimarlık sınavlarına hazırlık nedeniyle kitaplar okuyordu. Viyana sanayi mektebine yazıldı ve bir mimarın, sonra da nakkaşın yanında çalıştı. 1912′de Viyana’dan Viyana Avusturya’nın baÅŸkenti ve ülkeyi meydana getiren dokuz federal eyaletten biri. Avusturya’nın kuzeydoÄŸusunda, Tuna Nehri kıyısında yer alır. Nüfûsu bir buçuk milyon (metropoliten alanınki ise iki milyon) civarındadır. Yüzölçümü 415 km2, metropoliten alanınki ise 3862 km2dir. Viyana’da tipik bir kara iklimi hüküm sürer. Ortalama sıcaklık ocakta 0°C, temmuzda ise 20°C’dir.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Münih’e geldi.
Münih ( Almanca: München), Almanya’nın üçüncü büyük ÅŸehri, Bavyera eyaletinin en büyük ÅŸehri ve baÅŸkentidir. Berlin ve Hamburg dan sonra Almanya nın en büyük üçüncü ÅŸehridir.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1914 yılına doÄŸru,
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Avusturya’nın Almanya ile birleÅŸmesi gerektiÄŸini düşünen otoriteler, böyle bir ittifakın ilerisini düşünemediler ve Avusturya Cumhuriyeti ya da kısaca Avusturya, Orta Avrupa’da denize kıyısı olmayan, dokuz eyaletten oluÅŸan bir federasyondur. Batıda Liechtenstein ve İsviçre, güneyde İtalya ve Slovenya, doÄŸuda Macaristan ve Slovakya, kuzeyde ise Almanya ve Çek Cumhuriyeti ile komÅŸudur.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.İtalya ile İtalya Cumhuriyeti ya da kısaca İtalya (İtalyanca:Repubblica Italiana) Avrupa’nın güneyinde, çizme biçimli bir yarımadanın ve Akdeniz’de Sicilya ve Sardinya adalarının üzerine kurulmuÅŸ bir ülkedir. Kuzeyinde Fransa, İsviçre, Avusturya ve Slovenya ile komÅŸudur. San Marino ve Vatikan ÅŸehir-devletleri de bütünüyle İtalyan topraklarıyla çevrilidir. İtalya devleti vatandaşı olanlar ya da soyu İtalya ile baÄŸlantılı olan kiÅŸilere İtalyan denir.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Rusya’nın ittifak oluÅŸturup Avusturya’yı da Almanya karşıtı görüşlere sürükleyerek yanlarına çekmek istediler.
1914′de Rusya Federasyonu dünyanın en büyük ülkelerinden biri. Kuzeyinde Kuzey Kutup Denizi; doÄŸusunda Pasifik Okyanus; batısında Estonya, Litvanya, Beyaz Rusya, Letonya, Ukrayna, Moldavya, Baltık Denizi; güneyinde Kazakistan, MoÄŸolistan, Çin, Gürcistan, Azerbeycan, Hazar Denizi, Kuzey Kore, Karadeniz yer alır.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.I. Dünya Savaşı çıkınca Hitler Birinci Dünya Savaşı, 1914 yılında Avrupa’da baÅŸlamış, ancak dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin katılması ve diÄŸer kıtalardaki sömürgelere de yayılması nedeniyle “dünya savaşı” olarak adlandırılmıştır. 1914′te baÅŸlayan savaÅŸ 1918 yılında sona ermiÅŸtir. 30 Ekim 1918′de Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi’ni imzalayarak savaÅŸtan çekildi.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Bavyera’da Alman ordusuna gönüllü olarak girdi. ‘Alman milletinin sonunun söz konusu olması ve hürriyete kavuÅŸma düşüncesi için, dünyanın hiçbir zaman bu kadar ÅŸiddetlisini görmediÄŸi bir mücadele baÅŸlamıştı.’[1] SavaÅŸ sırasında kafasına takılan Bavyera (alm. Bayern, Freistaat Bayern) Almanya’nın güneydoÄŸusunda bir eyalet. BaÅŸkenti Münih’tir. DiÄŸer önemli kentleri ise, Augsburg, Nürnberg, Regensburg, Bamberg, Passau.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Marksizm, artık onun için ’son ve kesin hedefi Alman düşünürü Karl Marx ve onun Friedrich Engels, Karl Kaustky, Vladimir İlyiç Lenin, Rosa LuxemÂburg, György LukAcz,Karl Kosch, Antonio Gramsci ve Louis Althusser gibi 20. yüzyıldaki sadık izleyicileri tarafından geliÅŸtirilmiÅŸ olan ekonomik, siyasi teoriyle toplum teorisi.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Yahudi olmayan bütün devletleri yıkmaktan ibaret olan anlayışın dünyaya hakim olma anlayışı, tüm halkı zehirleyen hilekar toplantılara karşı hiç tereddüt etmeden acımasızca seslerini kesme zamanı geldiÄŸini’[2] düşünüyordu.
Marksizm’e karşı bir mücadele düşünülebilirdi; fakat onun yerini alabilecek bir teorinin olmaması onu endiÅŸelendiriyordu. Buna karşı da hiçbir partinin faaliyetinin olmaması ve milli gururla yaÅŸayan bir vatandaÅŸ olması, onun siyasi partilere girmesini engelliyordu. İşte kesin bir karar vererek kendisini, ilerde bu faaliyetlere iten neden de bir düşmandan daha etkileyici olan Marksizm için mücadele etmekti.
Savaş umulmadık bir yola girince her şey tersine döndü ve Yahudilik ırkına mensup kişi. Çoğu zaman Musevilik ile karıştırılır.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Sovyet İhtilalinin olması Münih’te durum tahammül edilemez haldeydi. Münih’in kurtarılmasından sonra 2. Piyade Alayı’ndaki ihtilalci ayaklanmalar hakkındaki komisyona katılmasıyla ilk siyasi faaliyeti baÅŸlamıştı. Alay’da askerler için vatani gurur ve mücadele için yapılan kurslarda alınan en önemli karar yeni bir partinin kurulmasıydı. Partinin fikirleri bu konudaydı ama Hitler ise ‘her fikir, hatta en ideali bile kendini bir amaç halinde görürse, o tehlikeli bir hal demektir. Çünkü gerçekte o fikir amaca ulaÅŸmak için ancak bir araçtır. Fakat ona ve bütün gerçek nasyonal-sosyalistlere göre tek bir yol vardır o da, millet ve vatandır.’[3] Alay’ın düzenlediÄŸi kurslarda verilen derslerin birinde ‘ Gottfried Feder’in sermaye faizinin oluÅŸturduÄŸu esaretin ret ve açıklamasıyla, burada Alman milletinin geleceÄŸi için bir gerçeÄŸin söz konusu olduÄŸunu anladı.’[4] Bundan sonra derslerdeki baÅŸarıları gittikçe arttı.
Komutanlarından aldığı bir emirle Gottfred Feder’in konuÅŸma yapacağı ‘Alman İşçi Partisi’ derneÄŸinin amacının ne olduÄŸunu öğrenmek için görevlendirildi. Adolf Hitler partinin görüşlerini ilk baÅŸta tasvip etmedi; fakat Alman halkının geleceÄŸi ve Alman milliyetçiliÄŸini göz önünde bulundurup ve o toplantıda ona verilen partinin broşürünü ‘Siyasi Uyanışım’ okuyunca, partiden gelen davet üzerine baÅŸka bir toplantıya katıldı. Daha sonra partinin izlediÄŸi politika hoÅŸuna gidince Gottfried Feder Adolf Hitler’in Alman İşçi Partisi’ne katılan 6 arkadaşından birisidir. Feder aynı zamanda mühendistir. Feder aynı zamanda “Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi Programı”nı yazmıştır.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Alman İşçi Partisi’nin üyesi olmaya karar vererek politikaya atıldı ve Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ne girdi.
‘ Versailles anlaÅŸmasını imzalanmasından sonra silahsız bırakılan ve hayatını sürdürmek zorunda olan Alman milleti, içerdeki düşman sürüleri yok edilmedikçe ve karakteri yaratılışı itibarıyla bozuk olan ve otuz altın karşılığında her ÅŸeye ve herkese ihanet edebilen Yahudi toplumu temizlenmedikçe, teknikle hiçbir hazırlanma önlemi alınamaz.’[5]
Yukarıda Hitler’inde belirttiÄŸi üzere partinin ilk hedefi bu politika üzerinde olmuÅŸ ve amaçlarının ırkçı bir devlet meydana getirmek olmadığını belirterek, Yahudi güç ve iradesini yok etmekten baÅŸka bir amaç olmadığını göstermiÅŸtir. ‘Tarihin ortaya koyduÄŸu bir gerçek vardır: En büyük zorluk, yeni bir ortam meydana getirmek deÄŸil, ona bu yeri serbest bulundurabilmektir.’[6]
Hitler, 1924′de Almanya’da yaÅŸanan kötü gidiÅŸata dur demek için hükümeti devirme teÅŸebbüslerinde bulundu fakat baÅŸarılı olamadı. Bunun üzerine 10 ay hapse mahkum edildi ve bu zaman içinde ‘
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Kavgam’ adlı hatıralarını yazdı.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1925 Åžubat’ında hapisten çıktı ve kısa adı Nazi Partisi olan, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisinin yönetimini ele geçirdi. Parlamentoya 1928′de 12, 1930′da 107 milletvekiliyle geldi.
1933′te Hitler devlet baÅŸkanı Hindenburg tarafından baÅŸbakanlığa getirildi. Hindenburg’un 1934′te ölümü üzerine Hitler devlet baÅŸkanlığı ile baÅŸbakanlığı birleÅŸtirmenin Alman halkı ve milliyetçiliÄŸi için daha iyi olacağından devlet baÅŸkanlığı ile baÅŸbakanlığını birleÅŸtirerek Almanya’nın tek lideri oldu. Büyük bir mücadele sonucunda 1938′de Avusturya’yı, 1939′da Çekoslovakya’yı Almanya topraklarına dahil etti.
Adolf Hitler, İtalya ile Almanya arasında bir anlaÅŸma yapılmasını saÄŸlayarak 1939′un sonlarına doÄŸru Polonya’ya saldırdı. Dünya devletleri için Hitler’in Polonya’ya saldırması, 2. Dünya Savaşını baÅŸlattı. Hitler komutasındaki Alman birlikleri, çok uzun ve zor ÅŸartlar altında bir sene zarfında birçok devleti iÅŸgal altına aldı. 1940 yılında iÅŸgal edilen bu devletler; Danimarka, Norveç, Hollanda, Belçika ve son olarak Fransa oldu. Hitler, SSCB ile konsensüs yaptı fakat çok geçmeden Hitler’in Alman halkının geleceÄŸi ve milliyetçiliÄŸi için düşündüğü engelleri ortadan kaldırmak amacıyla, 1941′de yaptığı bu konsensüs anlaÅŸmasını bozarak; Hitler SSCB’ye girmenin kaçınılmaz olduÄŸunu düşündü. Hitler ve birliklerinin SSCB’ye girmesi, yaklaşık 27 yıl önce baÅŸlayan I. Dünya Savaşı’nın da etkisini sürdürmesiyle yeni bir savaÅŸ ortamı oluÅŸturdu.
Aynı yıl ABD, Almanya’nın bu ilerlemesine karşılık Fransa ve İngiltere’nin yanında savaÅŸa girme kararı aldı. 1943′te Hitler ve birlikleri hiç hesap etmedikleri hava koÅŸulları nedeniyle ( Napolyon’da SSCB’ye yaptığı saldırıda hava koÅŸullarını hesap etmemiÅŸti.) SSCB’de ve Kuzey Afrika’da gerilemeye baÅŸlayınca; Hitler savunmanın önemini daha iyi kavramış oldu. 1944′te generallerinden bazıları onu öldürmek istediler fakat baÅŸarısızlığa uÄŸradılar. 1945 Nisanı sonunda, Almanya’nın yenilgisi kesinleÅŸip Ruslar Berlin’de ilerlerken, son zamanda evlendiÄŸi Eva Braun ile (bazı yazarlar intihar ettiklerini söylüyorlar) beraber ortadan kayboldu.Hitler Öncesinde Almanya’da İç PolitikaAlmanya açısından I. Dünya Savaşının ortaya çıkışına zemin hazırlayan en önemli sebep olarak, Bismarck’ın Alman İmparatorluÄŸunu korumak için uyguladığı barış düzenlemelerinin sonuçları itibariyle, Avrupa’yı bloklaÅŸmaya itmiÅŸ ve bloklar arasında rekabet ve silahlanma yarışına götürmesi olmuÅŸtur.
A
Hitler bir geçit töreni sırasında
Â
Almanya savaÅŸa girmeden anlaÅŸma yapmak istediÄŸi devletlerle uzlaÅŸamayınca ilk önce bunlara savaÅŸ açtı. Almanya Belçika’yla anlaÅŸamayınca bu devlete savaÅŸ açtı. Almanya’nın bundaki hedefi Belçika ile anlaÅŸarak bu devleti Fransa’ya karşı kullanmak istedi; fakat düşündüğü olmayınca önce Belçika’ya girdi ve Fransa’ya doÄŸru ilerlemeye baÅŸladı. Fransızlar bu ilerlemeyi durduramayınca geri çekildi; fakat bu çekiliÅŸ Paris’e kadar oldu. Daha ileriye gidemeyen Almanlar baÅŸarısızlığa uÄŸradı.
Almanlar bu sefer Rusya’ya doÄŸru ilerlemeye baÅŸladı ve Rusları iki kez yendiler. Osmanlı Devleti, Rusya’nın açık denizlere inme düşüncesiyle boÄŸazlardaki etkinliÄŸini düşünerek savaÅŸa katılması, İtalya’nın Avusturya’ya karşı savaÅŸa giriÅŸi ( İtalya I. Dünya Savaşında herhangi bir zafer kazanmış deÄŸildir sadece Avusturya’ya karşı yeni bir cephe açmıştır.) savaşın boyutlarını deÄŸiÅŸtirmiÅŸ, cepheler artmış ve diÄŸer devletleri (Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ve BirleÅŸik Amerika’nın savaÅŸa girmesi) savaşın içine sokmuÅŸtur. 1917 yılında Rusya’nın Osmanlı’ya karşı yenilmesi sebebiyle Rusya’da BolÅŸevik İhtilali oldu. BirleÅŸik Amerika’nın kontrolör devlet olarak savaÅŸa giriÅŸi ve savaşın sonunu getirmesi (Brest-Litovsk Barışı), devletlerin yavaÅŸ yavaÅŸ savaÅŸtan çekilmelerine neden olmuÅŸtur.
1918 yılında müttefiklerin ağır taarruzları karşısında Almanya daha fazla dayanamayarak barış teÅŸebbüsünde (Almanya Osmanlı Devletinden daha önce barış görüşmelerine girmiÅŸtir.) bulundu. Bu barış görüşmeleri hemen sonuç vermedi ve Almanya’da iç isyanlar çıktı. Sosyalistler birçok yerde isyan çıkardılar, Berlin’de çıkan sosyalist ayaklanma sonucunda baÅŸbakan MAX de Bade, II. Wilhelm’in tahttan çekildiÄŸini ve baÅŸbakanlığı sosyalist olan Ebert’e bıraktı. Ebert, Alman Cumhuriyeti’ni ilan etti ve II. Reich’i tarihe gömdü. 11 Kasım 1918′de Almanya mütarekeyi onaylayarak yenilgiyi kabul etti ve I.Dünya Savaşı sona erdi. Versay AntlaÅŸmasının Almanya’ya EtkisiSavaÅŸ sonunda İmparatorluÄŸun yıkılmasıyla, Müttefikler Alman milletini cezalandırmak istemiÅŸlerdir ve Almanya’nın savaÅŸ sonrası kuvvetler dengesinde bıraktığı boÅŸluk, Versay Barışını kin ve intikamın bir belgesi haline getirmiÅŸtir. Bu da kendiliÄŸinden bir dengesizlik olmaktan baÅŸka bir ÅŸey olmamıştır.
Almanya’nın savaÅŸtan yenik çıkması ve savaşın tüm suçlusunun kendileri olması nedeniyle ilk barış Versay Barışı oldu. 28 Haziran 1919′da imzalanan antlaÅŸmaya göre; sınır ve toprak olarak Almanya savaÅŸ önceki tüm yerleri geri vermiÅŸ ve hatta Fransa’yla savaÅŸtığı Alsace-Lorraine’i de geri verdi. Siyasi açıdan ise Almanya Belçika’nın tarafsızlığını kabul etti ve Ren bölgesini silahsızlandırma kararına da uymak zorunda kalmıştır. Avusturya ile birleÅŸmemeye söz veriyor ve Avusturya, Çekoslovakya ve Polonya’nın bağımsızlığını tanıyordu. Almanya tüm denizaşırı topraklarından vazgeçiyordu ve savaÅŸ tamirat borcu olarak da Almanya’nın ödeme dirayetinin çok üstünde (1921′de 33 Milyar Dolar)[7] bir ekonomik yük altına sokuyorlardı.
Barış antlaÅŸmaları harita üzerinde bir düzen getirmekle beraber, milletlerarası hayatta istikrarsız ve sallantılı bir düzen oluÅŸturmuÅŸtur. Fakat bu barış antlaÅŸmaları 1930 yılına kadar korunabilmiÅŸ bundan sonra olaylar kendini göstermeye baÅŸlamış ve sonuç itibariyle 1939′da II. Dünya Savaşının çıkmasıyla sona ermiÅŸtir.SavaÅŸ Sonrasında Almanya’nın iç durumuFransa’nın Almanya’dan aldığı ağır intikam sonucunda, Fransa Almanya’nın ani bir harekete geçmesini önlemek amacıyla Ren bölgesini iÅŸgal etmeyi düşündü; fakat İngiltere ve Amerika ikinci bir Alsace-Lorraine meydana getirmemek için buna karşı çıktılar ve Fransa’ya Alman tehdidi karşısında garanti vermeyi kabul ettiler. Fakat verdikleri garantiyi yerine getirmeyen Amerika ve İngiltere Fransa’yı endiÅŸeye sevk etti. Daha sonra Fransa İngiltere’yi ve Amerika’yı yanına alamayınca, Almanya etrafındaki küçük devletlerle (Belçika, Polonya ve Macaristan ve Bulgaristan ile) ittifak anlaÅŸmalarına gitti.
Fransa savaş sonundaki kesin üstünlüğünü, bu küçük devletlerle girdiği ittifaklar neticesinde daha da kuvvetlendirdi. Almanya ise gitgide bozulan iç siyasal ve ekonomik durumu nedeniyle biraz daha çöktü.
Almanya Weimar anayasası ile demokratik bir düzene kavuÅŸtuÄŸu sırada Versay AntlaÅŸmasının ortaya çıkışı ve zorla demokrat Almanya’ya bunu kabul ettirmeleri kamuoyunda ve halk arasında büyük tepkiyle karşılandı.
Alman demokrasisi kamuoyunda bu tehlikelerle çalkalanırken, ekonomik durum da günden güne bozulmaktaydı. Versay ile yüklenen tamirat borçları enflasyonun büyümesine neden oldu. Buna bir de siyasi bunalım da eklenince kriz en yüksek seviyeye ulaştı.
Londra’da imzalanan Dawes Planı, Almanya’ya bir rahatlık getirdi ve uluslar arası ticareti geliÅŸti, geliÅŸen ticaret sonunda paranın deÄŸeri arttı ve artık ‘Made in Germany’ yeniden isim oldu.
Dawes Planı Almanya ile Fransa arsındaki bozuk olan siyasi ve ticari durumu da iyileÅŸtirdi ve Locarno AntlaÅŸmasına giden yolu açtı. Fransa ve Almanya arasındaki durumun yumuÅŸaması üzerine 1925′te Fransa, İngiltere, İtalya ve Almanya arasında bir saldırmazlık paktı imzalandı. Locarno AntlaÅŸması, Almanya’yı tekrar uluslar arası iÅŸbirliÄŸine soktu ve iki savaÅŸ arası döneminde imzalan önemli bir belge niteliÄŸi taşıdı. 1926 yılında Almanya’nın Milletler Cemiyetine üye olması kabul edildi.
Versay AntlaÅŸması’yla daha da bozulmaya baÅŸlayan Alman siyaseti ve ekonomisi, Locarno AntlaÅŸması’yla durumu tersine çevirdi. Fransa’nın da bunu onaylamasıyla bir barış dönemi baÅŸladı.
Almanya, Rusya ile bozulan durumu da düzeltmek için 1922′de Rapollo AntlaÅŸması imzaladı. Bu antlaÅŸmanın asıl önemi; Rusya’nın Versay AntlaÅŸmasını kabul etmemesi ve protesto etmek için Rusya’nın bunu Rapollo ile ortaya koymak istemeleridir.Büyük Ekonomik Buhranın (1929) Almanya’ya EtkisiAlmanya iç durumunu düzeltmekle uÄŸraşıyordu; ekonomisi için yaptığı Locarno AntlaÅŸması bunu biraz olsun yola koyarken ve içerdeki isyanlarla uÄŸraşırken hiç beklenmedik bir anda ortaya çıkan 1929 Ekonomik Buhran’la Almanya ekonomisi ve iç iÅŸleri düzeleceÄŸi yerde iyice bozulmaya baÅŸladı. 1929 Ekonomik Buhranı Almanya’da ki ekonomik yapıya deÄŸiÅŸik bir yön getirerek ekonominin Yahudilerin eline geçmesine sebep oldu.
Yahudilerin eline geçen Alman ekonomisi bir Alman milliyetçisi olan Adolf Hitler’in de tepkisini çekmiÅŸ ve ilerde düşündüğü Alman politikasını bu yönde kullanmaya sevk etmiÅŸtir. Hatta hapishane yıllarında yazdığı ‘Mein Kampf’ kitabında da şöyle diyor: ‘Herhangi bir sosyal ve özel hayatta ne biçimde bir pislik ve karanlık olmasın ki, ona bir Yahudi parmağı bulaÅŸmamış olsun.’[8] Ayrıca burada III. Reich olan Adolf Hitler’in içinde beslediÄŸi Yahudi düşmanlığını da görmek ve bunu günümüzde de anlamamak için gözlerimizi dünyaya kapalı olması ve çok cahil bir insan olmamız gerekir.
Yahudilerden söz ederken ÅŸunu da belirtmek gerekir: Bir Yahudi için asla ve asla birey önemli olmayıp; onlar için önemli olan kutsal saydıkları Tevrat’ı öne sürüp, Yahudilerin Kudüs’ü ele geçirerek kutsal bir Yahudi ülkesi oluÅŸturmaktan baÅŸka bir ÅŸey olmamasıdır. İşte bu düşünceden yola çıkarak Adolf Hitler’in neden Yahudi düşmanı olduÄŸunu ÅŸimdi daha iyi anlamamız gerekir.[9]
Wall Street’teki borsanın çökmesinin ardından ABD’li tekeller Almanya’ya verdikleri on beÅŸ milyon mark tutarındaki kredi borcunu geri çekmeye baÅŸladılar. İflaslar birbirini izledi. Böylece Almanya’daki iÅŸsiz sayısı 1930′da 3 milyona, 1932′de 6 milyona ulaÅŸtı. Fabrikalar yüzde 50 kapasite ile çalışmaya baÅŸladı. I. Dünya Savaşından yenik çıkması nedeniyle ödediÄŸi savaÅŸ tazminatı ve iÅŸsizlik sigortası yüzünden artan ekonomik çıkmaz 1930′da koalisyonun dağılmasına neden olmuÅŸtu. Yeni bir koalisyon hükümeti kurulamadığı için de parlamenter demokrasi son bulmuÅŸtu.[10]
Almanya’da I. Dünya Savaşı’yla ortaya çıkan ekonomik bozulmanın 1929 Ekonomik Buhran’la daha da ilerlemesi ve artık buna hiç kimsenin dur diyemeyecek güçte olması nedeniyle buhran Alman ekonomisini iyice yıpratmış, parlamenter demokrasinin son bulmasına neden olmuÅŸ ve Alman ekonomisi artık Almanların elinden çıkıp Yahudilerin eline geçmesine zemin hazırlamıştır.Hitler’in Almanya İmparatorluÄŸu FikriHitler aslında tüm dünyaya hükmedecek bir Alman İmparatorluÄŸu oluÅŸturmaktan ziyade, onun asıl amacı -milliyetçilik duygusunun üstün olması- Alman milletinin gururu ve geleceÄŸi için, yüzyıllardır dünyada söz sahibi olan milletinin ırkını ve istikbalini yeniden bir araya getirip, Avrupa topraklarındaki eski hakimiyetine kavuÅŸturmayı düşünmüştür. Hitler, Kavgam kitabında bunu söyle açıklıyor: ‘Bir milletin hayati kuvvetini ve bu kuvvet garanti altına alınan hayat hakkını, günün birinde, Tanrı’nın yardımıyla, yapılması gereken iÅŸi baÅŸarabilecek yeteneÄŸe sahip bir kimse çıkarsa, bundan daha güzel ve daha kutsal bir rastlantı olamaz.’[11]
Hakikaten çok büyük bir savaÅŸtan çıkmış bir Almanya ve Versailles AntlaÅŸmasıyla çok ağır ÅŸartları milleti sarsmış, savaÅŸ sonrası tüm dünyayı etkileyen Büyük Buhranın meydana gelmesi, Avrupa’da söz sahibi bir ülkede hasıl olacak faaliyetler (aynı yıllarda Anadolu topraklarındaki iÅŸgallere karşı giriÅŸilen KurtuluÅŸ Savaşı) silsilesini çok iyi düşünmek gerekir.
Bu konuda kanımca ÅŸunu belirtmek isterim: Hem Almanya olsun hem de Osmanlı Devleti çok büyük bir savaşın arkasından gelen ağır savaÅŸ ÅŸartlarını kabullenerek, o devletin milletine verilecek en büyük darbenin sahibinin, devletin kendisi olması, düşmanı arkadan vurmaktan ziyade kendi milletini hem de senin için yıllarca göğsünü gererek savaÅŸmış milletini arkadan vurmanın ne olduÄŸunu düşünemiyorum. İşte bu yüzden Hitler’in ( M. Kemal Atatürk’ün milletinin gururu, ırkı ve istikbali için yaptıklarını unutmalıyız ki ) yaptıklarını, milletini seven bir evlat olmanın ona verdiÄŸi bir borç olduÄŸunu unutmamalıyız.
Hitler gerçekten bir dünya devleti kurmayı deÄŸil kendi sözlerinden de anlaşıldığı üzere; kendi milletinin gururunu ve istikbalini düşünmüş bu yolda ilerlemenin kutsal bir vazife olduÄŸunu her zaman dile getirmiÅŸtir. Ayrıca kendi vasiyetinde de bunu açık ve net bir biçimde ifade ediyor: ‘Benim veya Almanya’da herhangi birinin 1939′da savaÅŸ istediÄŸi doÄŸru deÄŸildir. Savaşı sadece Yahudi asıllı yada Yahudi çıkarları için çalışan uluslar arası devlet adamları istedi ve kışkırttı.’[12]Nazizm Fikrinin DoÄŸuÅŸuHitler’in Alman milletini Yahudilerden temizlemek için giriÅŸtiÄŸi fikir; kimilerine göre Darvinizm ile ırk arındırılması arasında benzerliÄŸi ve hatta Darvinist teoriyi bilimselleÅŸtirerek tüm topluma uygulanacak geniÅŸ çaplı ve bilinçli bir giriÅŸim olduÄŸu belirterek Nazizm’in Darvinizm’le çok yakın bir iliÅŸkisini dile getirmiÅŸlerdir.
Hangi teoriye dayandırılırsa dayandırılsın Hitler Alman milletinin istikbalinin bir mikroptan farksız gördüğü Yahudilerden ‘ hatta Yahudileri bir zehirli mantar- gibi görerek, nasıl ki zehirli bir mantar bir kiÅŸiyi yok ederse bir Yahudi de deÄŸil bir kiÅŸiyi, bir bölgeyi dahası bir milletin sonunu getirecek bir millet olduÄŸunu düşünmekteydi.
Hitler ne olursa olsun milletinin ırkının bir an önce temizlenmesi gerektiğini ve ne pahasına olursa olsun tüm dünya buna karşı gelse bile artık bunu, bir vatan görevi sayıp yola çıkmanın gerekliliğini ileri sürmüştür.
3.2 Nasyonal Sosyalist Fikrinin Ortaya Çıkışı
Hitler’in düşüncesi; Alman milletinin siyasi bakımdan tekrar canlanması, yaÅŸama iradelerinin tekrar dirilmesi ve güçlenmesi olarak görmüş ve iradeyi yaÅŸatmak içinde milletinin milli duygularına karşı olan sınıfı millileÅŸtirmek olduÄŸu kanaatindeydi. Bunun içinde genç bir hareket, büyük halk topluluklarını toplamak için amansız bir mücadeleye girmesinin zorunlu olduÄŸunu hiçbir zaman söylemekten geri durmamıştır.
‘Ekonomik yönden geliÅŸmemizin faydaları bizi enternasyonali kontrol eden efendilere götürecektir. Ayrıca ülkemizde bütün sosyal konulardaki tüm ilerlemeler, çalışmalarımızın meyvesini bu efendilerin çıkarı için olgunlaÅŸtıracaktır. Kültür incelemelerine gelince, bunları paylaÅŸmada Alman milletinin payına düşen bölüme el uzatamazlar. Bundan dolayı, milletimizin büyük bölümü milli düşünceyle birleÅŸtirildiÄŸi zaman eÄŸer Almanya için bir istikbal görünüyorsa, bu büyük kitleyi saflarımıza çekmek, bizim hareketimizin en büyük ve en önemli görevi sayılacaktır. İşte bundan dolayı biz 1919 yılından bu yana, yeni hareketin her ÅŸeyden önce kitleleri millileÅŸtirmek olduÄŸuna inandık.’[13]
Yukarıda Hitler’inde söylediÄŸi gibi Nasyonal Sosyalist fikri bu ÅŸekilde ortaya çıkmış ve bu yönde çok zor ÅŸartlar altında geliÅŸerek ilerlemeye devam etmiÅŸtir. İşte bu fikirlerine hiçbir ÅŸey engel olamaz düşüncesiyle çıktıkları yolda ortaya çıkan Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisinin faaliyetleri gittikçe ilerlemeye baÅŸladı. Bu partinin programı, doÄŸmakta olan yeni devletin temellerini oluÅŸturacaktır.
Bu partinin gerçek görevine gelecek olursak, ‘dünyanın ırkçı bir bakışla anlaşılmasını saÄŸlamaktan ibarettir. Parti devrin çalışma realitelerini, insanların ve bunların zaaflarını hesaba katarak, bunları siyasi bir partinin ilkeleri haline getirir. Böylece Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi güçlü bir teÅŸkilat halinde, o felsefi anlayışıyla zaferinin temellerini atar.’[14]
Bu kaos dolu günlerde siyasi mitingler karşıt grupların çatışmasına ve birbirlerinin toplantılarına baskınlarına sahne oluyordu. Bu çatışmalar ölümlerle sonuçlanıyordu. ‘KonuÅŸmacılarını ve üyelerini korumak için NSDAP kendi Spor ve Jimnastik bölümünü kurdu. Daha sonra Ernst Röhm’ün idaresi altında geliÅŸtirilip geniÅŸletilen bu bölüm Sturmabteilung - SA adını aldı. Röhm laÄŸvedilen Brigade Ehrhardt’ın komutanı Ehrhardt’ı da SA’ya katmak istediyse de Ehrhardt Hitler’de fazla hoÅŸlanmadığı için bu teklifi reddetti. Ancak yerini alması için yardımcısı Johann Ulrich Klintzsch’i gönderdi.’[15]Hitler’in İktidara GeliÅŸindeki Seçim Dönemi ve GeliÅŸiNazi Partisi 1920-24 yılları arasında bir kuvvet olmuÅŸ; fakat 1924-29 yıllarında ise memleketin ekonomik ÅŸartları nedeniyle gittikçe gerilemiÅŸtir. Nazi Partisi, 1924 Mayıs seçimlerinde 1.918.000 oy (%6.6) ve 32 milletvekilliÄŸi ile ilk defa Alman parlamentosuna girmiÅŸtir. Almanya’ya yönelik olarak yapılan Dawes Planının kabul edilmesiyle 1924 Aralık seçimlerinde, 309.000 oy (%3) ve 14 milletvekili almıştır. Giderek zayıflayan parti 1928 seçimlerinde, 810.000 oy ve12 milletvekilliÄŸine gerilemiÅŸtir. Parti, Versay antlaÅŸmasının etkisi, Alman ırkının üstünlüğü ve Yahudi düşmanlığını ileri sürerek yaptıkları sloganlar ve parti programlarıyla, tekrar ön plana çıkmıştır.
Eylül 1930′da Merkezin lideri Bruning’in birleÅŸtirme kapsamında yapılan seçimler, Nazi partisi için büyük bir zafer olmuÅŸ ve birçok çevreden oy almış, hatta birçok aydınlardan (avukat, doktor, iÅŸsiz üniversiteliler) da aldığı oylarla 1928 seçimlerinin aksine 6.407.000 oy (%18.3) ile 107 milletvekili almış ve artık ikinci parti olmuÅŸtur.
Bruning istediÄŸini elde edemeyince Nazi Partisini kuvvetlendirmeye devam etti. 1931 martında yapılan CumhurbaÅŸkanlığı seçimlerinde, MareÅŸal Hindenburg’a karşı, Nazi Partisi lideri Adolf Hitler’i çıkardı. Hindenburg (%49.6) 18.651.497 oy alırken, Hitler (%30.1) 11.339.446 oy aldı. Oyların çoÄŸunluÄŸunu alamayınca Nisan ayında yapılan seçimlerde Hindenburg 19.3593983 (%53) oyla CumhurbaÅŸkanı oldu. Hitler ise 13.418.547 oy (%36.8) oy alarak oylarını iki milyon artırmış oldu.[16]
Hindenburg baÅŸa geçince, baÅŸbakanlıkta bulunan Schleicher’in iÅŸleri yürütemediÄŸini görerek onu alarak yerine Nazi Partisi lideri Hitler’i baÅŸbakan yaptı. Nazi Partisi iktidarı ele geçirince parlamentoyu (Reichstag) feshedip yeni bir seçime gitti. 1933 Martında yapılan seçimlerde çoÄŸunluÄŸu elde edemeyince olaÄŸanüstü yetkiler elde etti ve birçok partiyi kapatarak Nazi Partisi üstünlüğünü kurdu ve Nazi Almanya’sına Hitler III. Reich adını verdi.
Artık Hitler’in önündeki engeller kalkmış ve bir an önce hedeflerini gerçekleÅŸtirmeye baÅŸlamıştır bile.
5. SS Örgütünün Ortaya Çıkışı
5.1 Münih Birahane Darbesi
Himmler ve Hitler
Heinrich Himmler SS’lerin ÅŸefi
‘1923′te Hitler Bavyera Freikorps Birliklerinin BaÅŸkanı oldu. Böylece milliyetçi Bavyeralı’ların Reich’tan ayrılmalarını engelleyebileceÄŸini düşündü. Bu arada Ehrhardt Hitler’e karşı kin besliyordu ve Hitler’in birleÅŸme çaÄŸrısını reddetti. Buna raÄŸmen Hitler hatırı sayılır bir çoÄŸunluÄŸa hakimdi. Bavyera hükmet baÅŸkanı olan Ritter von Kahrın eyaletin bağımsızlığını ilan etme çalışmalarına girdiÄŸini haber alan Hitler 8 Kasım 1923 günü silahlı SA ve Freikorps’larla von Kahr ve taraftarlarının bulunduÄŸu binayı kuÅŸattı. Bu arada binadan kaçmayı baÅŸaran von Kahr Bavyera polisi ve ordusuyla bölgeye geri geldi. Meçhul bir silah ateÅŸi yüzünden çatışma çıktı bu sırada 14 SA militanı öldü, ki bunlar ilk Nazi ÅŸehitleri olarak anılır, ve Göring yaralandı. Darbe baÅŸarısız olmuÅŸtu, gene de bu tarih (9 Kasım) Nazi tarihinde ÅŸerefli bir yer teÅŸkil etmiÅŸ ve sürekli anılmıştır. Hitler tutuklandı ve 5 yıl hapse mahkum edildi, fakat 9 ay sonra (Aralık 1924) serbest bırakıldı. Göring’in sürgüne yollanmasıyla SA baÅŸsız kaldı. Hitler hapisten çıkınca Röhm’ü SA’nın başı ilan etti. Zaten Hitler hapisteyken Röhm SA’yı geliÅŸtirmeye devam etmiÅŸ, darbe öncesi 2.000 olan üye sayısını 30.000′e çıkarmıştı. Röhm’ün SA üzerindeki etkisi artınca Hitler onu görevinden aldı. (Nisan 1925)’[17]SS DoÄŸuyorKorumalarının darbede göstermiÅŸ oldukları cesaretten etkilenen Hitler muhafız birimini geliÅŸtirmeye karar verdi. Stosstrupp Adolf Hitler içinden tamamen seçkin ve sadık 8 kiÅŸiden oluÅŸan korumayı bu görev için seçti. ‘Bu birimin isminin Schutz Staffel - SS (koruma takımı) olmasını Göring tavsiye etmiÅŸtir. Schreck bu seçkin birimin statülerini belirten bazı prensipler ortaya koydu. SS için seçilecek kiÅŸilerin 25 ila 35 yaÅŸ arasında, sabıka kaydı temiz, iyi huylu, saÄŸlıklı ve fiziÄŸi güçlü olması gerekiyordu. Bu kiÅŸiler partiye deÄŸil Adolf Hitler’e sadakat yemini ediyordu. SS ilk komutanı Julius Schreck, Nisan 1926′da itibaren de Josef Berthold oldu.’[18] İlk kurulduÄŸu zaman her bölgede 10 muhafız ve 1 subaydan oluÅŸacak birimlerdi. (BaÅŸkent Berlin’de 20 muhafız ve 1 subay olması öngörülmüştü.)
Silahlı SS’in rolü
Hitler, SS’in yaratılış amacını 1934 yılında Himmler’e bir konuÅŸmaları sırasında şöyle tanımlamıştı: ‘Gelecekte Reich’imiz içerisinde SS, halkla olan iliÅŸkilerinde gerekli olan otoriteye ancak askeri karakterle sahip olabilir. Åžerefli askeri geçmiÅŸi ve Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP) ilkeleriyle eÄŸitilmiÅŸ, halkımız öyle bir askeri zihniyete sahip olacaklardır ki, ÅŸiÅŸman ve tembel polis otoriteyi uygulayamayacaktır. Bu sebeple SS ve polisimiz kendi bağımsız birimleriyle kendilerini cephede kanıtlamak durumundadır tıpkı ordu gibi. Resmen silahlı SS’in birincil rolü Führer’lerine hizmet etmek ve onu korumaktır. 1935′te SS’in savaÅŸ zamanı orduya baÄŸlanacağını belirtti. Himmler bundan pek memnun olmadı. Bunun üzerine 1936′da daha net bir tanımlama yapıldı: SS’in rolü Almanya’nın iç güvenliÄŸini garanti etmektir, Wermacht’ın rolü ise Reich’ın ÅŸerefini, büyüklüğünü ve dışarıdan gelecek tehlikelere karşı onu korumaktır. Ulusal aciliyet durumunda SS iki ÅŸey için kullanılacaktır. Askeri açıdan (cephede) ordu baÅŸ komutanlığı emrinde ordu çerçevesi içinde askeri kanun ve yöntemlere baÄŸlı kalacak, aynı zamanda politik açıdan NSDAP’ye baÄŸlı olacaktı ve cephe haricinde birimleri SS-Reichsführer’in emrinde olacaktı.’[19] Hitler’in İktidarı (1933-1939)Hitler’in iktidara geliÅŸiyle birlikte Almanya’nın dış politikası da deÄŸiÅŸti. Dış politikası üç aÅŸamadan oluÅŸtu: 1-Versay AntlaÅŸmasının kısıtlamalarından kurtulmak, 2-Bir Millet, Bir Devlet (Ein Volk, Ein Reich) ilkesinin gerçekleÅŸmesi, 3-Hayat Sahası (Lebensraum) Alman milletine yaÅŸam alanı oluÅŸturmak.
Hitler’in ve Nazi Partisinin iktidara gelmesi birçok devlette endiÅŸe uyandırdı. Versay AntlaÅŸmasıyla Alman milletini zulüm içinde aç ve sefil bırakmışlardı. Artık ÅŸimdi Versay’a karşı gelen ve onu kesinlikle tanımayan yeni Reichstag’ın oluÅŸması baÅŸta Fransa ve Rusya’nın aşırı derecede korkmasına neden olmuÅŸtur.
Almanya’nın Versay AntlaÅŸmasından kurtulması, sıkışmış olan Almanya’nın Fransa’ya karşı giriÅŸeceÄŸi politikası, Fransa’nın Avrupa’daki üstünlüğü sona erdirecektir.
Sovyet Rusya ise; komünistlerle mücadeleye başlayan Hitler iktidarının daha da ileri giderek ateşin kendilerine sıçramasından korkmuşlar ve Rusya için tehdit oluşturmaya başlamıştır.
Nazi Almanya’sının Versay’a karşı ilk yönettikleri hareket Avusturya’yı ilhak etmesi olmuÅŸ, bunu da dışardan müdahale ile deÄŸil de içerdeki Naziler sayesiyle gerçekleÅŸtirmek istemiÅŸtir. Bunda baÅŸarılı olamayarak Avusturya ile anlaÅŸma imzalamak zorunda kalmış ve artık kimse kimsenin içiÅŸlerine karışmayacaktır.
Hitler iktidara geliÅŸiyle silahlanmaya da önem vermesi, asker sayısını artırması Versay’a açık bir ÅŸekilde karşı gelmiÅŸtir. Almanya’nın Versay AntlaÅŸmasını tek taraflı feshetmesi, Fransa ve İngiltere’nin tepkisini çekmiÅŸtir.
Giderek artan tehditler devletleri ittifak yapmaya götürdü, ilk olarak da Fransa ve Sovyetler iÅŸbirliÄŸine giriÅŸmiÅŸler ve aralarında yaptıkları ittifak, Almanya’da tepkiyle karşılanmış ve Locarno AnlaÅŸmalarına aykırı bulunmuÅŸtur.
Bu tepkilere karşılık vermek isteyen Nazi Almanya’sı çok iyi zaman kollayarak, Milletler Cemiyetinin İtalya-HabeÅŸistan sorunuyla uÄŸraÅŸması, İngiltere ile İtalya’nın arasının bozulması ve İtalya yüzünden Fransa ve İngiltere’nin arasının açılmasını fırsat bilerek, Ren boylarına Alman askerlerini sokması Fransa’da ikinci bir tepkiye neden olmuÅŸ ve Fransa’nın Avrupa hakimiyetine el uzatmıştır.
‘İtalya HabeÅŸistan’la uÄŸraşırken iÅŸin içine birçok devletin karışması İtalya cephesinde endiÅŸeye mahal verince Alman-İtalya ittifakının kurulmasına neden olmuÅŸtur. II. Dünya savaşı sonuna kadar devem edecek Berlin-Roma mihveri oluÅŸmuÅŸ ve artık iki taraf içinde yararlı olacak ittifakın oluÅŸması iki tarafı da memnun etmiÅŸtir.’[20]
1936 Kasımında Berlin-Roma mihveri kurulurken bir yandan da Berlin-Tokyo Mihveri, Almanya ile Japonya arasında Sovyet Rusya’ya ve milletlerarası komünizm faaliyetlerine karşı, imzalanmış ve adı da Anti-Komintern Pakt’tır.
Hitler Avusturya’yı ilhak etmeyi düşündüğünde, hemen kuvvet kullanarak deÄŸil de Avusturya’da bulunan Naziler tarafından bu fikrini gerçekleÅŸtirmeyi planladı. 1937 yılında Avusturya’da Naziler etkilerini iyice artırmaya baÅŸladı bunlar devamlı Berlin’le irtibat halinde idiler. Hitler Avusturya’da ve Çekoslovakya’da yaÅŸayan Alman halkının bir hayli fazla olduÄŸunu bildiÄŸi için buraları iÅŸgal etmeyi düşündü. Zaten amacı da tüm Alman halkının birleÅŸtirilmesi (Ein Volk, Ein Reich) idi. Fakat Avusturya baÅŸbakanının yaptığı bir hareket Hitler’in düşüncesini engellemiÅŸ ve metodunu deÄŸiÅŸtirmek zorunda bırakmıştır.
Alman orduları Avusturya sınırlarından girerek memleketi iÅŸgale baÅŸlamış, 12 mart günü Alman zırhlarının Viyana’ya girmesiyle Avusturya iÅŸgal edilmiÅŸti. Hitler bu plana Anchluss ismini vermiÅŸ fakat hiçbir devlet buna tepki göstermemiÅŸti.
Almanya’nın Avusturya’dan sonra Çekoslovakya’ya dönmesi ihtimali Sovyet Rusya’yı endiÅŸelendirdi. Rusya bunun üzerine İngiltere ile Fransa’ya baÅŸvurdu bunlardan yanıt alamayan Rusya, Almanya ile iÅŸbirliÄŸine gitmeye karar verdi.
Hitler için sıra Çekoslovakya’da bulunan Alman halkının kurtarılması amacıyla Çekoslovakya’yı iÅŸgale gelmiÅŸti. Çekoslovakya’yı iÅŸgale baÅŸlayan Nazi Almanya’sı, İngiltere ve Fransa devletini harekete geçirdi. Bu olayın daha ileri gitmesini istemeyen Fransa ve İngiltere, İtalya’ya baÅŸvurarak durumu yatıştırmaya gittiler ve daha sonra 29 Eylül 1938′de Münih Konferansı yapıldı ve buna göre; Südetler Almanlara teslim edilecek ve Çekoslovakya dağılacaktı. Çekoslovak ittifakı olan Sovyet Rusya’nın bu konferansa çaÄŸrılmaması hem Rusya’nın itibarını zedelemiÅŸ hem de İngiltere ve Fransa ittifakını sona erdirmiÅŸtir. Bunun üzerine Sovyetler Almanlarla iÅŸbirliÄŸine daha ağırlık vermiÅŸtir.
‘Almanya’nın 1938 Martında Avusturya’yı ilhakı Nazi Almanya’sının dış politikasında bir dönüm noktası olduÄŸu kadar bunun sonucu olarak da iki savaÅŸ arasında da önemli bir yer teÅŸkil etmiÅŸtir. Almanya’nın 1935′ten beri silahlanmaya baÅŸlaması ve Ren bölgesine askerlerini sokması, Almanya’yı Versay’ın ağır ÅŸartlarından kurtaran olaylar olmuÅŸtur. Artık Hitler bir Millet bir devlet anlayışı olan ikinci aÅŸamasına geçebilirdi. Bu da önce Avusturya’ya sonra Çekoslovakya’ya son olarak da Polonya’yı iÅŸgal etmesiyle son bularak zincirin halkası tamamlanıp üçüncü aÅŸamaya geçmek kalıyordu.’[21]
Sovyet Rusya Almanya ile bir saldırmazlık paktı imzalayıp kendisini ne kadar bu zincirin halkasından uzak tutmak istese de II. Dünya Savaşı çıktığında Almanya Moskova’ya çoktan girmiÅŸ olacaktı; fakat aralarındaki bu pakt bir müddet için iki tarafı da rahatlatacaktı. Almanya Rusya’yla giriÅŸeceÄŸi bir ittifakla hedefini Fransa’ya çevirecek, Rusya ise Almanya’dan gelecek tehdidi önlemiÅŸ olacaktı.
Hitler’in önünde Polonya’yı almak için artık bir engel kalmamış, Polonya’nın da Batılı devletlerin desteÄŸini alarak kendisini Almanya’ya karşı koyma politikasına giriÅŸmesi Hitler’i iyice sinirlendirerek 1 Eylül 1939 günü Polonya topraklarına girmeye baÅŸladı. Polonya Batılı devletlerin verdiÄŸi garantiyi yerine getirmesini istedi; bunun üzerine İngiltere ve Fransa Almanya’ya bir ültimatom vererek geri çekilmesini istedi; ancak Hitler buna cevap bile vermedi. Bunun üzerine 3 Eylül 1939 günü İngiltere ve Fransa Almanya’ya savaÅŸ ilan ederek II. Dünya Savaşını baÅŸlatmış oldular.
7. Hitler’in Yahudi Düşmanlığı
Hitler Yahudi kelimesini aile içinde deÄŸil, bilakis on dört on beÅŸ yaÅŸlarında ve yoÄŸun olarak siyaset konuÅŸulduÄŸu sıralarda duymaya baÅŸladı. O yıllarda meseleye baÅŸka açıdan baktığından, dini inançlar gereÄŸi yapılan kavgalara kötü hisler besliyordu. Yahudilerin bir takım aktiviteler (sanatta, edebiyat, tiyatro etkinlikleri ve basındaki yazılar) göstermesi ve basında çıkan yayınlarda gözüne çarpan tuhaf yazılar, Yahudilere olan düşüncelerini deÄŸiÅŸtirmesine sebep olmuÅŸtu. ‘Herhangi bir sosyal ve özel hayatta ne biçimde bir pislik ve karanlık olmasın ki, ona bir Yahudi parmağı bulaÅŸmamış olsun. Bu çeÅŸit bir yaraya bıçak vurulduÄŸunda ortaya bir vücutta yoÄŸunlaÅŸmış solucanlar gibi, gözleri kamaÅŸmış halde çıfıt Yahudiler çıkıyordu. Sanatsal faaliyetlerde bulunan bu adamlar, sanki bir püskürtme aleti gibi bütün pisliklerini insanlığın üzerine boÅŸaltıyordu.’[22]
‘O yılarda yayınlanan eserlerde Yahudiler ön planda tutularak Almanlar hakkında atıp tutuluyor ve hatta hiç kimseye bu kadar kötü söz sarf etmiyorlardı. Faziletin büyük ÅŸehrin bataklığı içinde isyan edilmesi biçimde istismar edilmesi o hayasız ve duygusuz Yahudilerin organize ettiÄŸini gördüğümde tüylerim diken diken olmuÅŸ halde dehÅŸet bir kin kasırgasına tutuldum. Bundan böyle Yahudi meselesini kendime bir vatan görevi olarak kabul ettim.’[23]
O yıllarda zorla okuduğu yalnızca içindeki pislikleri görmek için aldığı Marksist basının yazılarını ve Sosyal-Demokrat bildirilerini, şiddetle okuyarak içindeki kini daha fazla arttı ve bunların yazarlarına baktığında hepsinin Yahudi olduğunu fark etti.
‘Ağızlarından, bir dakika önce çıkan sözleri, bir dakika sonra inkar ederek gerçekleri altüst eden bu adamlar karşısında durmak neredeyse hayal gibi görünüyordu.’[24]
Bu fikirleri öyle bir safhaya geldi ki bir kasırga haline dönüştü ve giderek daha da ÅŸiddetlenince tutucu bir Yahudi düşmanı kesildi. Marksizm’in Yahudi inancı ise tamamen çok farklı bir boyut taşıyordu. Onlara göre ırk olgusu ve ırk üstünlüğü bir kenara itilerek, insanın bireysel deÄŸeri yoktur. Bu düşünceden yola çıkarak dünya hayatının esası kabul edilirse, bu bütün düzenin sonu demektir. ‘Yahudiler, bu dünyada yaÅŸayan milletler üzerinde Marksizm sayesinde bir zafer kazanacak olurlarsa, kazandıkları baÅŸarı ancak insanlığın cenaze merasimi olurdu, ondan sonra gezegenimiz milyonlarca olurdu ve insansız kalmaya mahkum olacaktı.’[25]
İşte bu sebeple Adolf Hitler’in baÅŸ koymuÅŸ olduÄŸu bu savaÅŸ yolu, hem ırkının geleceÄŸi için hem de yaratıcının kanunları gereÄŸi, kendisinin yerine getirmesi gereken bir vazife niteliÄŸinde kabul etmiÅŸtir.
‘İsrail devletinin ilk yöneticisi olan Ben Gurion Siyonistlere yaptığı bir konuÅŸmasında; EÄŸer bilsem ki hepsini İngiltere’ye götürerek bütün Yahudi çocuklarının tamamını kurtaracağım; İsrail toprağına götürerek de ancak yarısını kurtaracağım, ben ikincisini tercih ederim. Zira bizler yalnızca çocukların hayatını deÄŸil, İsrail halkının tarihini de düşünmek zorundayız.’[26] Burada açıkça Yahudilerin kurtarılmasından çok, önemli olan Yahudi devletinin kurulması onlara göre daha fazla önemliydi.
Der Strumer’in yayıncısı Julious Streicher’in Nazi kitabında Yahudi meselesini, Zehirli Mantar Hikayesi olarak anlatmıştır. Bu hikayenin kısaca anlatmak istediÄŸi; Zehirli Mantar nasıl bir anda bir aileyi yok edebiliyorsa, bir Yahudi de, bir köyü, bir ÅŸehri ve hatta bir milleti yok edebilir. Alman gençleri zehirli Yahudileri tanımalıdır. Yahudilerin Alman halkı ve tüm dünya için ne kadar büyük bir tehlike olduklarını öğrenmeli ve onların insan ÅŸeklindeki ÅŸeytanlar olduÄŸunu bilmelidir.
Bizlere anlatılmayan ve bilinmeyen tarihteki gerçeklere gelince;
‘Birkenau-Auschwitz levhasını deÄŸiÅŸtirip ölü sayısının 4 milyondan 1 milyona indirilmesi,
Dachau ‘Gaz odası’nın levhasının deÄŸiÅŸtirilip bunun hiçbir zaman faaliyete geçmediÄŸini açıklamak,
Paris’teki ‘Velodrome d’Hiver’ levhasının da deÄŸiÅŸtirilip ilk yazdığı gibi 30.000 Yahudi’nin ölmediÄŸi, 8.160 olarak yenisini asmak’[27] Hitler’in gerçekten yapmış olduÄŸu katliamın aşırı derecede tüyler ürpertici olmadığını, bizzat araÅŸtırmacıların ve yazarların yaptığı incelemeler sonucunda ortaya çıkmıştır.
Ne yazıldığı gibi ‘Gaz odası’nın olmadığı ne de verilen ölü sayısının gerçekleri yansıtmadığını anlamamak için hiçbir ÅŸey okumadan, dinlemeden sadece basma kalıp sözler arkasında önyargı oluÅŸturmak, tamamen insafsızlıktan baÅŸka bir ÅŸey olamaz.
Hitler’in gerçekten söylenen kadar Yahudi katliamı olduÄŸu doÄŸruysa kınıyorum, fakat kınamamın tek sebebi katliamdaki ölenlerin insan olmasından baÅŸka hiçbir ÅŸey olamaz, aksi takdirde ölen Yahudiler için aynı ÅŸeyi söyleyemeyeceÄŸim. O yıllarda ve hatta ÅŸimdi bile Hitler yerinde ben olsaydım aynısını yapardım.II. Dünya Savaşı ve Hitler (1939-1941)1 eylül 1939 sabahı Almanların Polonya’yı iÅŸgale baÅŸlaması karşısında daha fazla dayanamayan, ittifaklara ve garantilere raÄŸmen İngiltere ve Fransa Polonya’nın yardımına gidememesi nedeniyle Polonya alman ordularına boyun eÄŸmek zorunda kaldı. Bu arada bunu fırsat bilen ve yıllardır sıcak denizlere inme politikası izleyen Rusya ise; Polonya’nın Vilna bölgesinin etkinliÄŸini alması, Estonya’da bir Rus üssünün bulunacağı ve oradan da Finlandiya’ya doÄŸru ilerlemesi ile uÄŸraşırken, Hitler bu Fin-Rus mücadelesini tepkiyle karşılamıştır. Ve bu olay ileride Almanların Rusya’ya saldırmasına neden olacaktır.
Hitler, Polonya meselesinden sonra hedefini batıya çevirerek İngiltere ve Fransa’ya yönelmiÅŸtir. Artık geriye Hitler için iki sorun kalmıştır; denizlerden İngiltere’yi çevreleyip saldırmak; Fransa’yı ele geçirmek. Hitler İngiltere’nin denizlerdeki üstünlüğünü fark etmesiyle o iÅŸi sonraya bırakıp öncelikli olarak Fransa’ya doÄŸru ilerlemeye baÅŸladı. 9 Nisan 1940 günü harekete geçen Almanlar bir günde Danimarka ve Norveç’i iÅŸgal etti. Almanya doÄŸu ve kuzeyi güvenlik altına almış ve batıya ilerleme zamanı gelmiÅŸti ve hedefi Belçika ve Hollanda yönünde oldu. 10 Mayıs 1940 günü sabahın erken saatlerinde buralara çoktan girmiÅŸti bile. Fransa, İngiltere ve Amerika’dan yardım geleceÄŸini düşünmüş fakat İngilizlerin Fransa’dan sonra rotanın kendileri olacağını bildikleri için Fransa’ya yardım edememesi üzerine, 22 Haziran 1940′da Almanya ile mütareke etmek durumunda kaldı. Buna göre; Almanya, İngiltere’yi yalnız bırakma ve ona barışı sunma düşüncesiyle Fransa’da bağımsız hükümet kurulmasını kabul etti. Fransa bir kısım toprağını İtalya’ya, diÄŸer bir kısmını da Almanların nüfuzuna bıraktı. İngiltere, Almanların Fransız donanmalarına el koyacağı düşüncesiyle Fransa’nın Cezayir’deki donanmalarını batırdı.
Sıra İngiltere’ye gelmiÅŸti yalnız Hitler’in başından beri düşüncesi buranın bir ada devleti olması ve çok güçlü deniz gücüne sahip bulunması nedeniyle burayı ancak istila etmekle mümkün olacağını anladıktan sonra, buralara aralıksız bombardımanların devam etmesini düşündü. Yalnız Hitler’in bu planından (Seelöwe) önce İngiltere’ye birkaç kez barış teklifi götürmüş bundan sonuç alamayan Hitler, 13 AÄŸustos 1940′da Alman uçaklarıyla bombardımana baÅŸlamıştır. Her iki tarafında ağır kayıplar alması; fakat Almanya’nın daha fazla hasarı bulunması nedeniyle çıkarma yapılamamış muharebe İngiliz leyine sonuçlanmıştır.
Bunu üzerine Hitler artık önlem alma zamanı geldiÄŸini anlayınca İtalya, Japonya ve Almanya arasında Üçlü Pakt (27 Eylül 1940) denen ittifak anlaÅŸmasını yaptı. Bunun amacı yeni düzen kurulması görevi Avrupa’da Almanya ve İtalya’ya; DoÄŸu Asya’da ise Japonya’ya verildi. Almanya Sovyet Rusya’yı bu Üçlü Pakta sokabilirse her ÅŸey yola girecekti; fakat istediÄŸi olmadı. Bunun da nedeni Rusya’nın sıcak sulara inmesinde yıllardır kullanmak isteÄŸi Balkanların hakimiyetinin Almanya’ya geçmesini istemiyordu. Zaten 23 AÄŸustos 1939′daki Rus-Alman Saldırmazlık Paktının Rusya için önemi de ÅŸu yöndeydi: Almanya’dan yararlanarak Rus emperyalist geniÅŸlemesini gerçekleÅŸtirmek, sonra da Batıyla Alman’ları karşı karşıya bırakıp yıpratmak ve bu arada da kendisi güçlenerek (zaten Avrupalı Devletler yeterince yıpranacak düşüncesi) dünya düzenine giden yolda ilerlemeye baÅŸlamak ve bu hayalini gerçekleÅŸtirmekti. Bu sebeple Rusya bu pakta girmeyerek Almanya’nın tepkisini aldı ve Almanya 22 Haziran 1941′de savaÅŸ açtı. Tabi ki bu kontrolün el deÄŸiÅŸtirmesine neden oldu, artık Batılılarla iÅŸbirliÄŸi sırası Rusya’ya gelmiÅŸti, bu da Almanya’nın üstünlüğünü sona erdirmeye baÅŸladı.Hitler Almanya’sının Sona Ermesi (1941-1945)Almanya ile Sovyet Rusya arasında savaşın çıkması üzerine, ortaya hem İngiltere’yi hem de Rusya’yı karşısına alan ortak bir düşman bulunmaktadır. Bu yüzden aralarında iÅŸbirliÄŸi yapmamak için hiçbir neden yoktu. Bunu üzerine Rusya ile İngiltere arasında 12 Temmuz 1941′de yapılan Ortak Hareket AnlaÅŸmasına göre; birbirlerine her türlü yardım yapmayı ve Almanya’yla barış imzalamamayı garanti verdiler. Bu olaylar oluÅŸurken Amerika’nın da savaÅŸa katılmasıyla (daha önce de I. Dünya Savaşında olduÄŸu gibi) hem İngiltere hem de Amerika Rusya’ya kapsamlı bir askeri yardım yapmaya baÅŸladı. Amerika’nın savaÅŸa katılmasıyla savaÅŸta dengeler yer deÄŸiÅŸtirmiÅŸ ve Almanya saldırı konumundan savunma konumuna geçmiÅŸtir.
Amerika’nın savaÅŸa katılmasının asıl nedenleri ise; Japonya’nın Almanya ile 1940′da imzaladığı Üçlü Pakta katılması ve Almanya’nın Rusya’ya savaÅŸ açmış olması ve Rusya’nın savaÅŸta Batılı Devletlerle iÅŸbirliÄŸine girmesi olmuÅŸtur.
‘7 Aralık 1941′de Pazar günü sabah saatlerinde, Japon uçak gemilerinden havalanan 360′ın üzerinde savaÅŸ uçağı, Hawaii Adaları’ndaki Pearl Harbor deniz üssünde bulunan ABD savaÅŸ gemilerine saldırdı. Japonlar bombaladıkları sekiz savaÅŸ gemisinden altısını batırdı yada çalışamaz duruma getirdi; ama üssün kendisi pek zarar görmedi. Uçak gemileri o anda baÅŸka bir yerde olduÄŸu için bu saldırıdan kurtuldu. Bu olay üzerine ABD kongresi, 8 Aralık 1941′de Japonya’ya, üç gün sonra da Almanya ve İtalya’ya savaÅŸ ilan etti.’[28]
1942 sonlarına doÄŸru Almanya Rusya’yı yenebilmek için Stalingrad’ın düşürülmesi gerektiÄŸi görüşü üzerine, buraya taarruza baÅŸladı. Hitler’in hesaba katmadığı, Rusya’nın ağır hava koÅŸulları tüm Alman planlarını ters düz etmiÅŸ ve çok kötü bir darbe alarak, Almanlar gerileme sürecine girmiÅŸ, Rusya ise tam tersine ilerlemeye baÅŸlamıştır. 1943 yılında tüm Kafkasya’dan Almanlar temizlenmiÅŸ ve Alman tehdidi bertaraf edilmiÅŸtir.
1942 yılından sonra Amerika’nın savaÅŸa girmesi ve İngiltere’nin de savaÅŸta Ruslarla beraber verdiÄŸi mücadele sonunda, müttefiklere karşı ağır kayıplar veren Almanlar iyice geri çekilmiÅŸtir. 1943, 1944 ve 1945 yılında Almanların verdiÄŸi kayıplara karşılık müttefiklerin kayıpları da artmış, fakat buna karşılık müttefikler tekrar yenilerini (1945′te Almanya 153 denizaltı kaybetmiÅŸ buna karşılık Müttefikler ise 458.000 ton gemi kaybetmiÅŸ buna karşılık 3.800.000 ton gemi yapmışlar)[29] yapmakta gecikmediler.
İtalya’nın Kuzey Afrika’da etkili olamaması ve Rus-Alman savaşının çıkması yüzünden Almanya buraya askeri destek gönderemedi. Kuzey Afrika’nın sahipsiz kalması üzerine Müttefikler Akdeniz’in güney kıyılarına egemen olmuÅŸlardı. Kuzey Afrika’yı ele geçiren Müttefikler, 10 Temmuz 1943′te İtalya’yı iÅŸgal etti. İtalya içerde iyice karıştı ve Müttefiklerle yaptığı mütareke sonucu savaÅŸtan çekildiÄŸini ilan etti.
İtalya’nın savaÅŸtan çekilmesi Almanya için bir darbe, Yunanistan ve Yugoslavya için ise milli kurtuluÅŸ hareketlerinin baÅŸlaması niteliÄŸindeydi. Akdeniz tamamen Müttefiklerin eline giriyor ve Almanya bundan İtalya sayesinde mahrum kalıyordu.
Almanya’nın Stalingrad muharebesini kaybetmesi, doÄŸu cephesinden geri çekilmesi, Kuzey Afrika’nın Müttefiklerin eline geçmesi ve İtalya’nın çöküşü ile İtalya’da milliyetçilik hareketlerinin artması, 1943 yılının II. Dünya Savaşının dönüm noktasını oluÅŸturmuÅŸtur.
Savaşın etki alanının artması ve daha da uzayacağı üzerine müttefikler arasında bazı konferanslar yapmışlardır. Bunlar; Kazablanka Konferansı (Almanya’ya karşı ikinci bir cephenin açılması ve Alman baskılarını hafifletmek amacıyla), VaÅŸington Konferansı (Kuzey Afrika’nın tasfiyesi halinde alınacak tedbirler), Kubek Konferansı (İtalya’da ortaya çıkan yeni durum karşısında ikinci cephenin nerede açılacağı üzerine), Moskova Konferansı (Amerika’nın savaÅŸa girmesi ile Rusya’ya yapılacak yardım ve savaşın bir an önce bitirilmesi), Kahire Konferansında (ikinci cephenin Balkanlarda açılması konuÅŸulmuÅŸ) ve Tahran Konferansında ise (ikinci cephenin bir an önce açılması ve Türkiye’nin de savaÅŸa katılması ve savaÅŸtan sonra yeni bir barışın korunması için milletlerarası bir kuruluÅŸun kurulması) kararlaÅŸtırılmıştır.
Stalingrad muharebesinden sonra Almanlar gerilemeye baÅŸlamış, Rusların genel bir taarruza kalkması üzerine Almanya’nın gerilemesi hızlanmış ve Rusya savaÅŸ öncesi topraklarına kavuÅŸmuÅŸtur. Almanya yenilgiye doÄŸru yol alırken, Sovyet Rusya da komünizmin Avrupa’daki üstünlüğünü saÄŸlayacak tedbirleri almakla uÄŸraşıyordu.
Almanların sert direniÅŸi AÄŸustos baÅŸlarına kadar devam etmiÅŸ, bu direniÅŸ yıkıldıktan sonra Müttefiklerin ilerleyiÅŸi iyice hızlanarak 24 AÄŸustosta Paris’e, 3 Eylül’de de Brüksel’e ve Amsterdam’a girdiler. 26 Eylül’de artık Ren nehri aşılıyor ve Almanya topraklarına giriliyordu.
İkinci cephenin açılması ile Almanya’nın kurtuluÅŸ için çaresi kalmamış, Müttefikler batıdan ve doÄŸudan Almanya’yı kuÅŸatmışlardı. Müttefikler Berlin’e girmiÅŸlerdir, artık Almanya tamamen kuÅŸatılmıştır. 30 Nisan 1945 günü Hitler sevgilisi Eva Braun ile ortadan kaybolmuÅŸ (Bazı araÅŸtırmacılar intihar ettiÄŸini yazıyor.) yerine Amiral Doenitz geçmiÅŸti. Berlin ve Alman kuvvetleri teslim oldu ve Doenitz 7 Mayıs 1945 günü kayıtsız ÅŸartsız teslim olma belgesini imzaladı.
Postdam Konferansı: Almanya’nın savaÅŸtan çekilmesi Avrupa’da bir boÅŸluk oluÅŸturmuÅŸtu, bunun üzerine bu konferans toplanmıştır. Buna göre; ‘Almanya’daki bütün Nazi teÅŸekkülleri ortadan kaldırılarak, Alman savaÅŸ sanayinin barış ekonomisinin ihtiyaçlarına cevap verecek ÅŸekilde organize edilmesine beraberce çalışacaklardı. İngiltere ve Amerika, Alman endüstrisinin kökünden yıkılmasına engel olmuÅŸlar. SavaÅŸ suçluları yargılanacaktı ve Alman donanmasının tamamı tahrip edilecekti.’[30]
Postdam Konferansı Almanya’nın geleceÄŸi ve doÄŸu Avrupa ülkeleri için önemli neticeler yaratmıştır. Topyekün savaÅŸ (total war) niteliÄŸindeki İkinci Dünya Savaşı, askerlik tekniÄŸi yönünden de çok önemli sonuçlar vermiÅŸtir. Tank ve zırhlı araçlar çok geniÅŸ ölçüde kullanılmış, hava kuvvetleri de hayati önemde olduklarını ispatlamışlar ve en büyük rolü oynamışlardır. Denizaltı savaÅŸları da bu silahın etkinliÄŸini ortaya koymuÅŸtur. Ayrıca uçak gemileri Pasifik savaşında, bunların gelecek için ne kadar kıymetli ve vurucu bir silah olduÄŸunu ispatlamıştır.
‘V-1 ve V-2; “Pilotsuz uçak” denilen Alman füzelerinin de kullanıldığı bu savaşın en önemli askeri neticesi kuÅŸkusuz, atom bombasının yapılması ve kullanılması olmuÅŸtur.’[31]
SavaÅŸ sonucu; Almanya, DoÄŸu ve Batı olarak ikiye ayrılmış, DoÄŸu Avrupa ülkelerinde (Polonya, Romanya, Macaristan, Çekoslovakya, Bulgaristan, Arnavutluk) komünist rejim kurulmuÅŸ, Çin’de yıllardan beri süren komünist ihtilal birkaç sene içinde baÅŸarıya ulaÅŸarak, bu ülke de komünist rejimi benimsemiÅŸtir.


